

İhtiyaçlarınıza özel olarak kurgulanan uzman hukuki danışmanlık hizmetimizle, doğru kararlar almanızı sağlıyor ve karşılaştığınız hukuki zorluklara karşı etkili çözümler üretiyoruz.

Haklarınızı en üst seviyede korumak ve davanızdan mümkün olan en iyi neticeyi elde etmek adına, güçlü ve stratejik bir hukuki savunma hizmeti sunuyoruz.

Arabuluculuk, hukuk sistemi gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılan bir “alternatif uyuşmazlık çözümü” (ADR) yöntemidir. Arabuluculuk; özel hukuk uyuşmazlıklarında tarafların içinde bulundukları uyuşmazlığı tarafsız bir üçüncü kişi yardımı ile mahkemeye gitmeden ya da mahkeme yönlendirmesiyle çözmelerinde kullanabilecekleri bir yöntemdir. Esnek ve etkili oluşu arabuluculuğun iş yaşamı, aile, okul ve hatta milletler arası uyuşmazlıklarda bile uyuşmazlığın taraflarını doğru noktada buluşturan bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olmasını sağlamıştır. Aralarındaki uyuşmazlığı, kendi istekleriyle ya da bir mahkemenin önerisi ile arabulucunun eşliğinde çözmeye karar veren taraflar, uyuşmazlık konusunu arabulucuya ileterek, tamamen tarafsız, önyargı ve yargıdan uzak bir arabulucu eşliğinde, sorunlarını tartışma ve kendileri için en iyi çözümü, bulma fırsatı elde ederler. Bu süreç daha kısa sürede, daha az masrafla ve gizliliğin korunması esası ile uyuşmazlığın çözüme kavuşmasını sağlayan etkili bir yöntemdir. Kısacası "tarafların bir araya gelip kendi mahkeme ilamlarını yarattıkları" bir çözüm yoludur. Conker hukuk bürosu olarak arabuluculuk alanında hizmet vermekteyiz.

Adi şirket direkt olarak şahıs yapılı bir şirkettir. Şirketin borçlarından ortaklar sınırsız ve müteselsilen sorumludur.
Kolektif şirket şahıs ticaret şirketidir. Şirketin borçlarından önce şirket malvarlığı; yetmezse ortaklar şahsen ve sınırsız şekilde sorumludur
Adi komandit şirket şahıs ticaret şirketidir. Komandite ortak şirketin borçlarından tüm şahsi mal varlığıyla sınırsız şekilde sorumludur. Komanditer ortak ise şirketin borçlarından sadece taahhüt ettiği sermaye miktarı kadar sınırlı şekilde sorumludur.
Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket ise sermaye ticaret şirketidir. Komandite ortak şirketin borçlarından tüm şahsi mal varlığıyla, sınırsız ve diğer komandite ortaklarla birlikte müteselsilen sorumludurlar. Komanditer ortak ise şirket borçlarından sadece taahhüt ettiği sermaye miktarı kadar sınırlı şekilde sorumludur.
Limited şirket sermaye ticaret şirketidir. Limited şirketin borçlarından doğrudan şirket tüzel kişiliği sorumludur. Limited şirketin borçlarından ortakların sorumluluğu ise sadece ortakların taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlıdır.
Anonim şirket sermaye ticaret şirketidir. Anonim şirketin borçlarından doğrudan şirket tüzel kişiliği sorumludur. Anonim şirketin borçlarından ortakların sorumluluğu ise sadece ortakların taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlıdır
Kooperatif şirket sermaye ticaret şirketidir. Kooperatifin borçlarından asıl sorumlu olan kooperatif tüzel kişiliğidir. Kooperatif ana sözleşmesinde aksi açıkça kararlaştırılmadıkça kooperatif ortakları kural olarak taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlı şekilde kooperatifin borçlarından sorumludur.
Ticaret şirketlerinin kuruluşu, yönetimi ve sona ermesi süreçleri; yalnızca teknik işlemlerden ibaret olmayıp, aynı zamanda ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğuran çok yönlü bir yapıya sahiptir. Şirket türünün doğru belirlenmesi, ortaklık yapısının sağlıklı kurulması, sorumluluk rejiminin doğru anlaşılması ve ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından sürecin başından itibaren dikkatli hareket edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu nedenlerle, şirketleşme sürecinden önce, süreç içerisinde ve sonrasında yürütülecek bütün hukuki işlemlerde olası risklerin tespit edilmesi, hak kayıplarının önlenmesi ve hukuka uygun şekilde ilerlenmesi adına ortaklıklar/şirketler hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.
Anlaşmalı boşanmada taraflar; boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı gibi konularda uzlaşmaktadır. Çekişmeli boşanmada ise uyuşmazlık bulunan konular mahkeme tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.
Anlaşmalı boşanma; tarafların boşanmanın mali sonuçları (nafaka, tazminat) ve çocukların durumu (velayet) gibi konularda tamamen mutabık kalarak süreci kısa sürede sonlandırdığı, çekişmeli boşanma ise tarafların bu konularda anlaşamaması nedeniyle delillerin değerlendirildiği daha uzun süren bir yargılama sürecidir.
Anlaşmalı boşanma davasında eşler tüm konularda uzlaştığı için hazırladıkları anlaşmalı boşanma protokolünü hakime sunar. Bu sebeple dava genellikle tek celsede sonuçlanır. Çekişmeli Boşanma davasında ise eşlerin boşanma veya boşanmanın sonuçları üzerinde anlaşamaması söz konusu olduğundan dolayı dava anlaşmalı boşanma davasına nazaran çok daha uzun sürer.
Çekişmeli boşanma davası, tarafların anlaşması halinde anlaşmalı boşanma davasına dönüşebilir. Keza, anlaşmalı boşanma davası da tarafların anlaşamaması üzerine çekişmeli boşanma davasına dönüşebilir.
Boşanma davalarında; nafaka, velayet, kişisel ilişki kurulması, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi birçok hukuki sonuç aynı anda ortaya çıkmaktadır. Özellikle anlaşmalı boşanma protokolünde yapılacak eksik veya hatalı düzenlemeler ile çekişmeli boşanma davalarında delillerin süresinde ve usulüne uygun şekilde sunulmaması, ileride telafisi güç hak kayıplarına neden olabilmektedir. Bu nedenle boşanma sürecinin somut olayın özelliklerine uygun şekilde yürütülebilmesi ve hak kayıplarının önüne geçilebilmesi adına aile hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.
Ortak velayet; boşanma veya ayrılık sonrasında çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve temsil gibi tüm yasal hak ve sorumluluklarının anne ve baba tarafından eşit olarak paylaşılmasıdır. Çocuğun geleceğiyle ilgili kritik kararlar her iki ebeveynin ortak onayıyla alınır. Bu durumda çocuk genellikle ebeveynlerden biriyle yaşamaya devam ederken, diğeriyle mahkemenin belirlediği günlerde kişisel görüşme ilişkisi kurulur. Ancak her iki ebeveyn de çocuğun hayatındaki kararlarında söz sahibi olmaya devam eder. Bununla birlikte, çocukların dönüşümlü olarak hem annede hem de babada kalması mümkündür.
Velayet kararlarında temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun yaşı, eğitim durumu, mevcut düzeni, kendisini ifade edebilecek olgunluğa erişmiş ise kendi istekleri, varsa kardeşleri ile olan bütünlüğü, bakım ve ihtiyaçları ile ebeveynlerin yaşam koşulları değerlendirilir.
Çocuğun velayetinin belirlenmesi ve ortak velayet konusunda her aileye uygulanabilecek tek bir çözüm bulunmamaktadır. Mahkeme tarafından yapılacak değerlendirmede çocuğun yaşı, eğitim durumu, ebeveynlerle olan ilişkisi, yaşam koşulları ve üstün yararı gibi birçok kriter birlikte dikkate alınmaktadır. Bu nedenle velayet ve ortak velayet süreçlerinin somut olayın özelliklerine göre doğru şekilde değerlendirilmesi ve çocuğun menfaatlerinin en iyi şekilde korunabilmesi adına aile hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.
Bir anne veya baba, saklı paylı mirasçıların saklı paylarını ihlal etmemek kaydıyla malvarlığının yalnızca bir kısmını veya tamamını tek çocuğuna bırakabilir. Saklı payı aşan ölüme bağlı tasarruflar ve kanunda öngörülen şartları taşıyan sağlararası kazandırmalar kendiliğinden hükümsüz olmaz; bunlar ancak saklı paylı mirasçılar tarafından açılacak tenkis davası ile, saklı payı ihlal eden kısım yönünden tasarruf edilebilir sınıra çekilebilir.
Saklı pay, Türk Medeni Kanunu’nun belirli kişilere garanti ettiği ve miras bırakanın salt kendi iradesiyle ortadan kaldıramayacağı asgari miras payıdır. Bu sebeple, mirasbırakanın malvarlığı üzerindeki tasarruflarında saklı payın korunması gerekmektedir.
Türk hukukunda mirasbırakanın altsoyu, anne ve babası, sağ bulunan eşi saklı paylı mirasçılar olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple, sadece sayılan kişiler, tenkis davası açarak mirasbırakanın saklı payı aşan ölüme bağlı tasarruf işlemlerinin ve kanunda öngörülen şartları taşıyan sağlararası kazandırma işlemlerinin tasarruf edilebilir sınıra alınmasını sağlayabilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 571. Maddesi uyarınca tenkis davası açma hakkı, saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılmasından itibaren 10 yıl geçmekle düşer.
Miras bırakanın yaptığı tasarrufların saklı payı ihlal edip etmediğinin tespit edilmesi, hak düşürücü sürelerin kaçırılmaması, tenkis hesabının doğru şekilde yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenlerle, somut olayın özelliklerine göre hak kaybı yaşanmaması adına, miras hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.
Türk Medeni Kanunu'na göre eşlerin sözleşme ile seçebileceği 3 adet seçimlik mal rejimi vardır. Yasal mal rejimi ile birlikte Türk Medeni Kanunu’nda toplam 4 adet mal rejimi düzenlenmiştir.
Eğer ki taraflar evlilik öncesinde veya evlilik sürecinde kendi aralarında mal rejimi sözleşmesi yaparak mal ayrılığı rejimini, paylaşmalı mal ayrılığı rejimini veya mal ortaklığı rejimini benimsemedilerse, bu durumda mal paylaşımı, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi doğrultusunda gerçekleşir. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye edilme süreci sırasıyla aşağıdaki gibidir:
1) Mal rejiminin sona erme anı belirlenir: Eşlerin evliliğin başlangıcından başlayarak mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edindikleri mallar "edinilmiş mal" sayılır ve paylaşıma girer. Mal rejimi sona erdikten sonra elde edilen malların tamamen kişisel mal olarak kabul edilmesi ve paylaşılamaz durumda olması sebebiyle tasfiyeye girecek malların sınırının belirlenmesi için mal rejiminin sona erme anının belirlenmesi önemlidir. Ek olarak, paylaşılacak malvarlıklarının mevcut durumu ve güncel rayiç değerleri mal rejiminin bittiği zamana (tasfiye anına) göre belirleneceğinden dolayı söz konusu malvarlıklarının değer tespitinin yapılabilmesi için mal rejiminin sona erme anının belirlenmesi yine zorunludur.
2) Eşlerin malvarlığı dökümü çıkarılır: Her eş bakımından aktif ve pasif kalemler belirlenir; banka hesapları, taşınır ve taşınmazlar, araçlar, şirket payları, alacaklar, borçlar ve diğer ekonomik değerler ayrı ayrı belirlenir.
3) Kişisel mallar ayrılır: Kişisel mallar tespit edilir ve tasfiye hesabından dışarı alınır.
4) Edinilmiş mallar belirlenir: Evlilik süresince karşılık verilerek edinilen değerler saptanır.
5) Değer artış payı tespit edilir: Değer artış payı, bir eşin diğer eşin belirli bir malına, o malın edinimi, korunması veya iyileştirilmesi amacıyla yaptığı karşılıksızdır katkıdır. Tasfiye anındaki değer üzerinden hesaplanır.
6) Eklenecek değerler hesaplanır: Karşılıksız kazandırmalar ve diğer eşin katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler tespit edilerek hesabın içine eklenir.
7) Denkleştirme yapılır: Kişisel mal ile edinilmiş mal arasında kaynak kayması varsa, bu kayma hesaben düzeltilir.
8) Borçlar düşülür: Edinilmiş mala ilişkin borçlar çıkarılır.
9) Artık değer bulunur: Tüm bu işlemlerden sonra net artık değer hesaplanır.
10) Katılma alacağı belirlenir: Diğer eş, bu artık değerin yarısı oranında alacak hakkı kazanır.
Mal rejiminin tasfiyesi; direkt olarak malların yarıya bölünmesi gibi basit bir işlem olmayıp, kişisel mal, edinilmiş mal, değer artış payı alacağı, katkı payı alacağı, eklenecek değerler, denkleştirme ve katılma alacağı gibi teknik hukuki hesaplamaları içermektedir. Özellikle yüksek değerli taşınmazlar, şirket ortaklıkları, ticari işletmeler ve banka hesaplarının bulunduğu dosyalarda yapılacak bir hata önemli hak kayıplarına neden olabilmektedir. Bu nedenle mal paylaşımına ilişkin hak ve alacakların doğru şekilde tespit edilmesi ve korunabilmesi adına aile hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.
Lokasyon: Konak Mah. Lefkoşa Cad. No:42 Kat:4 Daire:35 Origami Flat İş Merkezi, Nilüfer Bursa 16110
Telefon: (0224) 272 64 64
Email: [email protected]
Site: http://www.conkerhukuk.com/
